İlk/Orta Çağın S-400 Füzeleri Hangi Milletteydi? Erkan HACIFAZLIOĞLU yazdı

İlk/Orta Çağın S-400 Füzeleri Hangi Milletteydi? Erkan HACIFAZLIOĞLU yazdı

İlk/Orta Çağın S-400 Füzeleri Hangi Milletteydi? Erkan HACIFAZLIOĞLU yazdı
İlk/Orta Çağın S-400 Füzeleri Hangi Milletteydi? Erkan HACIFAZLIOĞLU yazdı admin

Günümüzün “S-400 füzeleri” ne ise ilk/orta çağda da “at” o idi. Bugün ısrarla Ruslardan satın almak istediğimiz S-400 füzelerinin tarihteki karşılığı “at”’tır.

Yakınçağ’a kadar at sırtında gidilerek savaşlar yapılmaktaydı. Bugün ise kıtalararası füzelerle soğuk/sıcak savaşlar yapılmaktadır. Keşke savaşlar hiç olmasa ama insanoğlunun varoluşundan bugüne savaşsız bir dünya da yoktur.

Bu yazıda tarihte at’ın önemini; ilk Türk Devleti olan Hunlar’dan başlayarak, Orhun Yazıtları’nda ve Dede Korkut Hikâyeleri’nde geçen cümlelerle anlatacağım.

 ***

At ehlileştirilmeden önce bir av hayvanıydı. At’ın ehlileştirilmesi ile birlikte bir ulaşım aracı ve savaşta en önemli öge olmuştur. İşte bu andan itibaren “at” tarih yapan bir hayvandır.

Ünlü Türkolog Prof.J.P. Roux Türklerin Tarihi kitabında şöyle der: “Türklerin ve Moğolların yeryüzündeki tüm yazgılarını belirleyen ATLAR olmuştur” (s.121).

***

Türklerin ilk yurdu ‘hayvancılık için çok elverişli olan’ bugünkü Moğolistan topraklarının olduğu yerdir. Türklerin atası olarak kabul edilen Andronovo Kültürü (MÖ 1700-1200) insanları bu bölgede atı ilk kullanandır.

At’ın ehlileştirilmesi sonucu Türkler bozkırda egemenliklerini perçinlemişler ve komşu coğrafyalara yayılarak Avrupa’nın içlerine kadar gitmişlerdir. Bozkırda bir at hiç konaklamadan günde 60 kilometre gidebilir. “At arabaları” ile ise çadırlar taşınırdı. Bu da göçlerde ve savaşlarda büyük üstünlük sağlardı. Özellikle Uygur Türkleri at arabalarını çok etkin kullanmışlar ve Çinlileri yıllarca himayeleri altında tutmuşlardır.

***

Türkler savaşlara kişi başına iki ya da üç atla katılırlardı. Bu onlara yorgun olmayan atlarla yol almak ve savaşmak üstünlüğü sağlamıştır. Yani 100 bin kişilik bir ordunun 300 bin atının olması o dönem için çok büyük bir üstünlüktü.

Bugün de S-400, İHA, SİHA, tank, uçak, helikopter v.s. sayısıyla savaşta üstünlük sağlanmaktadır.

***

İlk Türk Devleti olan Hun’ların yaşamları at sırtında geçmiştir. Hun İmparatoru Attila 435 yılında Margus Şehri’nin (bugünkü güneydoğu Romanya, Karadeniz ile Tuna Nehri arasındaki bölge) surlarının hemen dışında Bizans elçileri ile görüşme yapmıştır. Attila ile tanışmış olan Romalı tarihçi Priscus bu görüşme ve antlaşmayı kısaca şöyle kaleme almıştır:

Attila at sırtından inmez ve görüşmenin at sırtından yapılmasını ister. Bizans elçileri ALTTA kalmanın ezikliğini yaşamak istemezler ve ata binerler. At sırtında uzun süre oturamayan ve hiç müzakere yapamayan Bizans elçileri komik duruma düşmüş ve Attila için alay konusu olmuştur. Böylece psikolojik üstünlüğün Hunlar’da olduğu bir ortamda antlaşma imzalanmıştır.

Yine Priscus Attila’yı at üstünde yemek yerken ve şarap içerken gördüğünü yazmıştır.

***

Bugün devlet büyüklerinin yaptıkları görüşmelerde; görüşmenin yapıldığı ülkenin, masada oturulan yerin ve görüşmelerde bacak bacak üstüne atmanın, tarihte bir dönem karşılığının at üstünde antlaşma imzalamak olduğunu görüyoruz.

***

Romalı başka bir tarihçi olan Ammianus Marcellinus Hunlarla ilgili; biçimsiz ayakkabılı Hunların yürümeyi bilmediklerini ancak at sırtında yıldırım gibi olduklarını, çiğ etle beslendiklerini ve bu eti de atlarının eğerinin altına koyarak yumuşattıklarını, toplantılarını ve alışverişlerini at sırtında yaptıklarını, atlarının boyunlarına doğru eğilip uyuduklarını yazar.

***

Orhun Yazıtları’nda savaşa hazır olunmadığını belirtmek için: “atlarımız zayıftı” der.

Yine Orhun Yazıtları’nın birçok yerinde geçen kahramanlıklarda hep “at” vardır.

Örneğin;

“Kültegin ak atına binip atılarak saldırdı”, “Kültegin alnı beyaz boz atına binip saldırdı”, “Külteğin azman atına binip atılarak saldırdı”, “Kültegin öksüz atına binip dokuz eri mızrakladı” “…Boz atına binip saldırdı”, “…doru atına binip saldırdı” gibi cümleler çokça geçer.

***

Türk mitolojilerinde göğe çıkan kanatlı atlardan bahsedilir. Yakut Türklerinin efsanelerinde sahipleri ile konuşan ve onlara öğüt veren atlar vardır.

***

Dede Korkut Hikayesi’nde “denizden çıkan aygır” vardır. Yine Dede Korkut’ta Beğil Bey’in al atı düşmanın kokusunu alır, yaralı beyini atı üç gün sırtında taşır. Dede Korkut’un başka bir yerinde Bamsı Beyrek’in şu sözü ilginçtir:

                At demem sana kardaş derim

Kardaşımdan yeğ!

Başım beraberi,

Başıma iş geldi yoldaş derim,

Yoldaşımdan yeğ

***

İşte tüm bu hikâyeler “at”ın Türklerin yaşamı için ne kadar önemli olduğunu gösterir. Türk tarihinde “at” demek Milletin mevcudiyeti demekti. At ile savaşlarda başarılar elde edilmekte, sınırların ötesinde hüküm sürülmekte ve böylece refah artmaktaydı.

Günümüzde “at”ın yerini teknoloji almıştır. Ne kadar çok teknolojik donanımımız varsa o kadar çok güçlüyüz. Tabiî ki bu teknolojinin bilgisi bizde olmalı ve üretimini biz yapmalıyız.

***

Sonsöz olarak; atalarımız kendi çağının üstünlük araçlarından biri olan “at” yetiştiriciliği ve ticareti ile komşularına üstünlük sağlamışlardır. Günümüzde teknolojik üstünlüğü sağlamak için eğitime ve bilime çok daha önem vererek bir kuşak sonrasının teknolojik üstünlüğünü ele almış bir millet olabiliriz. Böyle bir kuşağın yetiştirilmesi temennilerimle…

    

Erkan HACIFAZLIOĞLU Kimdir? Rize’de doğdu. İlk, orta ve lise tahsilini Rize’de tamamladı. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü'nden mezun oldu. Aynı Üniversitede Siyaset Bilimi Anabilim Dalında Yüksek Lisans yaparak “Siyaset Bilim Uzmanı” unvanını aldı. Yine aynı Üniversitede Yönetim Bilimi kürsüsünde doktora çalışmasında bulundu. 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Bülent Güven     2017-10-23 Türk atlarının önemli bir özelliği vardı. Günümüzde bu pek bilinmiyor. RAHVAN atların yürürken ve koşarken yolcuyu sarmaz. Bu sayede Türkler at sırtında uyuyabilirler , ok atabilirlerdi.
Bülent Güven     2017-10-23 Türk atlarının önemli bir özelliği vardı. Günümüzde bu pek bilinmiyor. RAHVAN atlar yürürken ve koşarken yolcuyu sarmazdı. Bu sayede Türkler at sırtında uyuyabilirler , ok atabilirlerdi.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Erdoğan'dan vekillere uyarı: Herkes çalışmaya başlasın
Erdoğan'dan vekillere uyarı: Herkes çalışmaya başlasın
24 Haziran 2018 seçimine doğru
24 Haziran 2018 seçimine doğru