HATAY Anavatana Nasıl Katıldı? Erkan HACIFAZLIOĞLU yazdı

HATAY Anavatana Nasıl Katıldı? Erkan HACIFAZLIOĞLU yazdı

HATAY Anavatana Nasıl Katıldı? Erkan HACIFAZLIOĞLU yazdı
HATAY Anavatana Nasıl Katıldı? Erkan HACIFAZLIOĞLU yazdı admin

Birinci Dünya Savaşı’nda yenilen Osmanlı Devleti ile 30 Ekim 1918’de Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma sonrasında galip devletler Osmanlı topraklarını işgale başladılar.

Mondros Antlaşması’na dayanılarak 7 Kasım 1918’de Hatay (İskenderun) İngiliz ve Fransızlarca işgal edildi. Fransızlar İskenderun Limanı’ndan çıkardıkları askerleri Adana, Halep ve Hatay bölgelerine gönderdiler. Fransızların önünde tetikçi Ermeni çeteleri vardı.

***

15 Eylül 1919’da Fransa ile İngiltere kendi aralarında anlaştı. Buna göre Musul İngiltere’nin oldu. Hatay (İskenderun), Urfa, Maraş, Adana ve Suriye Fransızlara kaldı. Fransızlar şehir merkezlerini ellerine geçirdi ancak kırsalda müthiş bir direniş vardı.

Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna doğru Türk Ordusunun çekildiği sınır Misak-ı Milli sınırımızı oluşturur. Bu sınırı son Osmanlı Meclisi 28 Ocak 1920’de aldığı Misak-ı Milli kararı ile hukuksallaştırdı. Misak-ı Milli sınırları içinde Hatay ve Musul da vardı.

10 Ağustos 1920’de de Osmanlı Devleti “Sevr Antlaşması” ile galip devletler arasında paylaşıldı.

***

Mustafa Kemal Atatürk 1 Mayıs 1920’de Meclis kürsüsünde ‘milli sınırımızı’; “Hep kabul ettiğimiz esaslardan birisi ve belki birincisi olan hudut meselesi tayin ve tespit edilirken milli sınırımız Hatay’ın güneyinden geçer. Doğuya doğru uzanarak Musul’u, Süleymaniye’yi, Kerkük’ü ihtiva eder. İşte Milli sınırımız budur… ” (Kazım Öztürk, Atatürk’ün TBMM Açık ve Gizli Oturumdaki Konuşmaları, c.1.s.127) diyerek Misak-ı Milli’yi teyit etti.

Bu koşullarda 23 Nisan 1920’de kurulan TBMM Hükümeti Fransa ile görüşmeler yapıyordu. 13 Eylül 1921’de Sakarya Savaşı’nı nihai olarak kazanan Türk Milleti’nin gücünü gören Fransızlar Ankara Hükümeti’ni muhatap almak zorunda kaldı. 

***

Nihayetinde, yeni kurulan hükümet kendini İLK KEZ batılı bir devlete kabul ettirerek 20 Ekim 1921’de Fransa ile Ankara Antlaşması’nı imzaladı. Bu antlaşma galip devletlerin arasını açmak için bir kıvılcım oldu. Bu antlaşmaya göre; Hatay “özel bir yönetim” kurulması şartıyla Fransızlara bırakıldı. Ancak Hatay’da kurulan bu özel yönetimin resmi dilinin Türkçe olacağı, Türklerin kültürlerini geliştirebileceği yönündeki maddelerde yeni kurulan TBMM’nin çok ince bir siyaseti vardı.

Resmi dilin Türkçe olması ve Türklerin kültürlerini özgürce geliştirebilme hakkını elde etmesi, Hatay’daki demografik yapının bozulmasını engellemiştir. Böylece, sabır içinde Hatay’ı Anavatan’a katmanın tohumu ilk günden atılmıştır. 

***

Fransızlarla antlaşma imzalanmadan, 16 Ekim 1921’de Mustafa Kemal Atatürk Meclisin gizli oturumunda şöyle diyordu: “Misak-ı Millimizde kesin olarak kararlaştırılmış ve belirlenmiş bir hat yoktur. Kendi gücümüz ve yeteneğimizle bir sınır belirleyeceğiz” (TBMM Gizli Celse Zabıtları, c. 2, 1985, s. 355). Yani Atatürk sınırı ilerideki gücümüze göre biz çizeriz mesajını verdi.

***

Türkiye Cumhuriyeti Hatay’la olan bağını hiçbir zaman koparmadı. 20 Temmuz 1936’da imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Türkiye büyük bir siyasi zafer kazandı ve Boğazlar üzerinde tam egemenlik hakkını elde etti. Türkiye bu sözleşme ile çıkarı doğrultusunda İngiltere ile yakınlaştı, SSCB ile arasına mesafe koydu.

Türkiye’nin Boğazlar ile ilgili zaferi dünya kamuoyunda prestijini artırdı. Atatürk, bu prestij ve İkinci Dünya Savaşı öncesi Avrupa Devletlerinin kendi aralarındaki gergin politikalarından yararlandı.

***

Almanya’nın savaş hazırlıkları Fransa’yı kendi toprakları için korkuttu. Böyle bir atmosferde Fransa 9 Eylül 1936’da Suriye’ye bağımsızlık vermek zorunda kaldı. Fransa Suriye’ye bağımsızlık verirken Hatay’ı da Suriye’ye bıraktı. Türkiye buna şiddetle karşı çıktı. Uluslararası platformda Fransa ve Türkiye gergin politikalar izlemeye başladı. Konu Milletler Cemiyeti’nin (MC) gündemine geldi. 1937 yılının Ocak ayında Hatay’a giden MC Heyeti’ne Hataylı Türkler büyük bir mitingle gövde gösterisi yaptılar. 

***

26 Ocak 1937’de MC’nin aldığı karar ile Hatay içişlerinde bağımsız, dışişlerinde Suriye’ye bağımlı, kendi anayasası olan bir yönetim oldu. Hatay’da MC’nin atadığı bir Fransız temsilci bu süreci yönetecekti. Ancak Hatay’da işler karışmış ve gösteriler baş göstermişti.

***

1938 Mart ayında Almanya Avusturya’yı işgal etti. Avrupa’daki bu gergin atmosfer bizim lehimize çalışıyordu. Fransa,  Boğazların hâkimi ve Ortadoğu’nun en güçlü ülkesi olan Türkiye’ye yaklaşmak zorunda kaldı. Fransa ile 3 Temmuz 1938’de yapılan bir anlaşma ile Türkiye Hatay’da 2500 asker bulundurma hakkını elde etti ve 5 Temmuz’da Türk askeri Hatay’a girdi. 24 Ağustos 1938’de Türk-Fransız ordularının gözetiminde Hatay’da Millet Meclisi seçimi yapıldı. Türkler 40 sandalyeden 31’ini kazandı ve Hatay Cumhurbaşkanlığı’na Atatürk’ün adayı olan Tayfun SÖKMEN seçildi.

***

Hatay bir yıla yakın bir süre bağımsız devlet olarak yaşadı. 23 Haziran 1939’da Türkiye ile Fransa arasında yapılan bir anlaşma ile Hatay Türkiye’ye bırakıldı. Buna karşın Türkiye Suriye’yi devlet olarak tanıdı. Ardından, 29 Haziran 1939’da da Hatay Meclisi Türkiye’ye katılma kararı aldı.

***

1921’de günün şartları altında Fransızlarla yaptığımız antlaşma ile Hatay’dan bir süreliğine vazgeçmiştik. Bu antlaşma ile Hatay’ı tümden almanın tohumlarını da o gün ekmiş olduk. Dış politika uzun soluklu, metanetle yürütülecek bir iştir.

Bugün de dış politikada dünyadaki siyasal gelişmeleri iyi okuyarak, ince hesaplara dayalı stratejik adımlar ile “müzakere masası”’nda kazanımlar elde etmeliyiz. Bundan sonra ülkenin büyük menfaatleri için her türlü seçeneği kararlılıkla uygulamalıyız.

Yani biz bugün Irak’ın Kuzeyi’ndeki zorla göçe tabi tutulan Türk nüfusunu eski hale getirme garantisini almalıyız. Ve bu bölgedeki Türklerin kardeşlerimiz olduğunu tüm dünyaya çok iyi anlatmalıyız. Nihayetinde, Türkiye için çok zorlu bir dönem olan 1926 yılında elimizden alınan Musul’u hiçbir zaman unutmamalıyız. Dünya siyasetinin uygun olduğu bir ortamda Misak-ı Milli sınırlarımızla ilgili haklarımızı her zaman masada tutmanın kudretini de göstermeliyiz.

***

SONSÖZ olarak; Türkiye’mizin böyle hassas bir döneminde tüm vatandaşlarımızı milli hisler çerçevesinde birleştirmek gerekir. Milletimizin dirliği ve birliğini sağlamak, kazanacağımız başarılar için çok büyük önem arz etmektedir. 

Erkan HACIFAZLIOĞLU Kimdir? Rize’de doğdu. İlk, orta ve lise tahsilini Rize’de tamamladı. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü'nden mezun oldu. Aynı Üniversitede Siyaset Bilimi Anabilim Dalında Yüksek Lisans yaparak “Siyaset Bilim Uzmanı” unvanını aldı. Yine aynı Üniversitede Yönetim Bilimi kürsüsünde doktora çalışmasında bulundu.

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın derbi yorumu: Kumpas var
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın derbi yorumu: Kumpas var
Erken seçim teklifi Meclis'te
Erken seçim teklifi Meclis'te