Erkan HACIFAZLIOĞLU Tarihteki İlk Teröristleri yazdı

Erkan HACIFAZLIOĞLU Tarihteki İlk Teröristleri yazdı

Tarihteki ilk teröristler: Haşhaşiler Hasan Sabbah, Haşhaşiler ve Alamut Kalesi

Erkan HACIFAZLIOĞLU Tarihteki İlk Teröristleri yazdı
Erkan HACIFAZLIOĞLU Tarihteki İlk Teröristleri yazdı admin

Erkan HACIFAZLIOĞLU
(Siyaset Bilim Uzmanı) 

Tarihteki ilk teröristler: Haşhaşiler
Hasan Sabbah, Haşhaşiler  ve  Alamut Kalesi

Hassan Sabbah’ın Yaşamı ve itikadı;
Haşhaşiler, terörizmi sistematik olarak ve belli amaçlar doğrultusunda kullanan ilk hareket olarak kabul edilmektedir. Haşhaşilerin lideri Hassan Sabbah, 1050 ila 1124 tarihleri arasında yaşamıştır. Hasan Sabbah On İki İmam Şiiliğinin kalelerinden biri olan, bugünkü İran’ın Kum kentinde doğmuştur. Yemen kökenli olduğu rivayet edilir. İlk dini eğitimini (fıkıh) bugünkü İran’ın Tahran şehrinin ilk kurulduğu yer olan Rey şehrinde almıştır. Rey şehri İsmaili tarikatının dailerinin (din adamı) faaliyetlerinin yoğun olduğu bir kentti. Kahire ve İskenderiye’de de dönemin alimlerinden dersler almıştır. Kendi anlatımına göre; 17 yaşında İsmaili tarikatı ile tanışmıştır. Hasan Sabbah,  Şiilik mezhebinin İsmalilik meşrebinin alt kollarından Nizarilik koluna bağlıydı. Nizarilik kolunun günümüzde de takipçileri vardır. Şu andaki imamları IV. Ağa Han'dır. Nasır-ı Hüsrev'in mezarının da bulunduğu yer olan Afganistan'ın Kuzey-Doğu'sundaki Badahşan İli ile Tacikistan'daki özerk Dağlık Badahşan yöresinde faaliyetlerine devam etmektedirler. 
Şiiler, 12 imamlarının sonuncusu olarak kabul ettikleri, 869 doğumlu Mehdi bin Hasan Askeri'nin 4 yaşında imamet makamına geldiğine ve hemen sonrasında kaybolduğuna, Mehdi bin Hasan Askeri’nin dünyanın zulüm ile dolduğu bir dönemde dünyaya döneceğine ve dünyayı adaletle yöneteceğine inanırlar. Mehdilik inanışının başka bir yorumu da Sünnilerde vardır. Hasan Sabbah kendisinin bir imam(mehdi) olduğunu iddia etmemiş, sadece imamın (mehdi) bir temsilcisi olduğunu ileri sürmüştür. Böylece kaybolan imamın ardından (Mehdi bin Hasan Askeri) onun bilgisinin kaynağı ve davanın lideri olduğunu söylemiştir. Hasan Sabbah, İsmaili tarikatında nihai yol gösterici imam olduğundan liderliğini bir bakıma mehdilik inancıyla pekiştirmiştir. Bu konuda Haşhaşilerin yaşadığı yerden geçmiş olan meşhur seyyah Marco Polo seyahatnamesinde Hasan Sabbah için; “…basit dağlı halkı kendisini yüce bir peygamber olduğuna inandırmıştı” der. 
 
Haşhaşilerin Doğuşu;
İsmaililik mezhebi esaslarına dayanan ve Kuzey Afrika’da kurulan Fatımiler Devleti (909-1171) içindeki dinsel çekişmeler sonucu iki kol ortaya çıkmıştır. Haşhaşin tarikatı bu iki koldan biri olan Nazirilik’in temsilcisi olarak önce İran sonra da Suriye topraklarında faaliyet göstermiştir. 
Hasan Sabbah, Deylem Krallığı'nın kontrolünde olan Alamut Kalesini müritlerinin yaptığı entrikalarla ele geçirerek 1090 tarihinde gizlice kaleye girmiş ve böylece Haşhaşin hareketini başlatmıştır. Alamut Kalesi deniz seviyesinden yaklaşık 2.000 metre yüksekliğe varan ve bir vadi yamacındaki dört yanı çevrili heybetli bir kayalık üzerine inşa edilmiş, verimli topraklara bakan, tek erişim noktası sarp ve dolambaçlı bir patika yolu olan bir yerdedir. Erişimi haylı güç olan bu stratejik nokta, bir hasmın uzaktan gelişini sağlıyordu. Rivayete göre Alamut kalesi Deylem krallarından biri tarafından yapılmıştır. Alamut isminin anlamı da Deylemi dilinde “kartal yuvası”dır. 
Hasan Sabbah, Alamut'a yerleştikten sonra 34 yıl boyunca buradan hiç ayrılmamıştır. Hasan Sabbah’ın Alamut'ta oturduğu evin dışına sadece iki kez çıktığı rivayet edilir. Hasan Sabbah’ın örgütlenme ağı o kadar mükemmeldi ki Selçuklu Devleti’nin üst düzey memurlarını dahi kendine mürit yapmıştı. Yaptırdığı suikastlarda bu örgütlenme ağından yararlandı. Alamut'a yerleştikten sonra Büyük Selçuklu Devleti ve Abbasilere karşı mücadele eden Hasan Sabbah, kendi döneminde elliye yakın suikast yaptırtmıştır. Hasan Sabbah’ın suikastçıları dönemin Sünni siyasi ve dini çevrelerini düşman olarak belirlemişlerdir. Bu suikastlerin en önemlisi ve ilki Nizamülmülk'ün öldürülmesidir (Ancak bazı kaynaklarda Nizamülmülk ile Hasan Sabbah'ın aynı dönemlerde yaşamadıkları belirtilmektedir). Haşhaşiler Selçuklu üst düzey devlet görevlileri ve Abbasi din adamlarına yönelik birçok suikast yapmışlardır. Yani, Haşhaşilerin esas mücadeleleri İslam’ın düşmanlarına karşı değil egemenlerine karşı olmuştur. Haşhaşiler yerli Hıristiyanları veya Yahudileri hedef almamışlardır. Örneğin dönemin Haşhaşileri Franklarla (Katolik ve Protestan mezhebine mensup Hıristiyan Avrupalılar-bugünkü Fransızlar olarak da adlandırılırlar) hiç mücadele etmemiş ve suikastçıların hedefinde hiçbir Frank yer almamıştır. Hatta Halep ve Banyas’dan gelen Haşhaşi mülteciler Müslüman liderler yerine Franklara teslim olmuşlardır. Yine, S.Martin “Tapınak Şövalyeleri” adlı kitabında; Haşhaşilerin Tapınak Şövalyeleri ile istikrarsız ama iyi ilişkiler geliştirdiğine değinmiştir.
Nerden geliyor bu Haşhaşi ismi? “Haşhaş”la sarhoş edilmiş kimselere “Haşhaşiler” denmiştir. Arapça “haşiş” sözcüğü, aslen “ot”, bilhassa da “kuru ot veya hayvan yemi” manasına gelmektedir. Daha sonraları, yalnızca ortaçağ Araplarının uyuşturucu tesirine aşina oldukları hintkeneviri yerine kullanılmaya başlanmıştır. Haşhaşi sözcüğü Fransızcaya assassin şeklinde geçmiştir ve “katil” anlamına gelir. Haşhaşileri çekici kılan bu isim bilhassa Batılı gözlemciler tarafından kullanılmıştır. Ancak ne İsmaili yazarların ne de ciddi Sünni yazarların tarikat mensuplarının uyuşturucu kullandığına yönelik bir ifadeleri yoktur. Haşhaşi hareketi, tamamen dinin kullanılması suretiyle cennet vaadiyle müritlerin uyuşturularak Şeyh Hasan Sabbah’ın emir ve talimatlarına  adanmışlığı olarak ifade edilebilir.
Şeyh Hasan Sabbah’ın bu uyuşturulan fedaileri, İslam dünyasının seçkinlerine (generaller, vaizler, önde gelen din adamları vs) yönelik siyasal cinayetler işlemişlerdir.  Haşhaşiler  dönemin Haçlılarına çok nadir suikastlar düzenlemişlerdir. Suikastlarda silah olarak hançeri kullanmışlardır (döneme ait ok, arbalet, zehir vb silahları kullanmamışlardır). Haşhaşiler kurbanını öldürdükten sonra kaçmaz ve orada ölümü kabullenirmiş. Haşhaşilerin görevden sağ kurtulması utanç verici olarak kabul edilirmiş. Haşhaşiler bu yönüyle günümüzün canlı bombalarının ataları kabul edilir. 
Haşhaşilerle ilgili yazılar yazan vakanüvistler onları şu şekilde anlatmışlardır: Şeytan misali, farklı farklı milletlerin ve halkların kılık kıyafetlerini, dillerini, adetlerini, hal ve tavırlarını taklit ederek kendilerini iyilik melekleri olarak gösterirler; böylece kuzu postuna bürünmüş kurt gibi davranırlardı. 
Peki bu fedailer nasıl yetişiyor?  Küçük yaşlardan itibaren çok sayıda köylü ve şehirli yoksul ailelerin çocuğunu alıp yetiştirmektedirler. Bunlar iyi bir eğitimden geçirilmekte ve Efendileri Hassan Sabbah’ın kendilerine cennetin güzelliklerini bahşedeceğini ama en ufak itaatsizliğin cezasının ölüm olacağını adeta zihinlerine kazımaktaydı. Hasan Sabbah bu yetiştirilen fedailere suikast emri verdiğinde onları huzuruna çağırıp altın bir hançer hediye eder ve sıradaki kurban kim ise onun üzerine salardı.
Haçlı seferleri vakayinamesinde ve elçi raporlarında; Haşhaşilerin Hazar Denizinin güneyinden geçen Hazar sıra dağları, Deylem, Gilan, Şam, Antakya ve Halep civarında dağlık kesimlerde yaklaşık 100 kadar farklı kalelerde yaşadıkları ve sayılarının 60 bin kadar olduğu belirtilmektedir. Fedailer Şeyhlerine Tanrı imişçesine bir inançla bağlıdırlar. Şeyhleri için ölümü yaşama tercih ederler. Bir Haşhaşi’nin kurbanını öldürmesi, dindarca bir fiilden ibaret olmayıp, neredeyse dini bir ayin hüviyetine bürünmüştür. Bunlar şeyhin bir emri ya da işaretiyle kendilerini kalenin surlarından aşağıya bırakabilirler. Bununla ilgili bir hikayeye göre; 1198’de Champagne’li Kont Henry’e Alamut Kalesinde bir eğlence düzenleyen Şeyh, sırf misafiri görsün diye, mahiyetindeki bir grup adamına kale surlarından atlamalarını emretmiş, ardından da misafirperver bir edayla, ihtiyaç duyulduğunda adamlarını emrine verebileceği önerisinde bulunmuştur: “Kılına bir zarar getiren olursa isim vermesi kafiymiş, o da kalemini kırarmış”… Haşhaşiler bu şekilde gücünü Alamut dışına korku salarak hissettirmekteydi.

 
Hasan Sabbah Sonrası Haşhaşiler;
Hasan Sabbah'ın ölümünden sonra yerine O’nun sağ kolu olan Rudbarlı (İran'ın kuzeyinde Gilan Eyaleti'ne bağlı Tahran’a 268 km uzaklıkta) bir Türk Kiya Buzurg Umid Alamut’un şeyhi olmuştur. Bu dönemde de suikastlara devam edilmiş ve Bağdat halifesinin yanında birçok vali ve müftü öldürülmüştür. (1124 - 1138) Bundan sonra Umid’ın oğlu Muhammed başa geçmiştir. Bu dönemde de aralarında halife ve sultanların olduğu bir çok suikastlar işlenmiştir (1138-1162). Muhammed’den sonra oğlu Hasan 35 yaşında tahta geçmiş ve sert bir yönetim sergilemiştir(1162-1166). Hasan’ın ölümü sonrasında 19 yaşındaki oğlu Muhammed başa geçmiştir. Muhammed halkı şeriatın katı kurallarından azat etmiştir (örn. Ramazan orucunu tutmayı serbest bırakmıştır). Bu durum, içkili ortamlarda kadınlı erkekli eğlence ve uyuşturucu kullanımı gibi aşırılıklara neden olmuş. Bu aşırılıkların, ileriki tarihlerde Haşhaşilerin Cennet Bahçeleri efsanesine kaynaklık etmiş olmasının kuvvetle muhtemel olduğu değerlendirilmektedir. Selahaddin Eyyübi'ye 1174 ve 1176 tarihinde iki başarısız suikast girişiminde bulunmuşlardır. (Bu suikast girişimlerinden sonra Selahaddin olağanüstü önlemler almış, geceleri kendisi için inşa edilmiş ahşap bir kulede uyumaya başlamış, şahsen tanımadığı kimseyi yanına yaklaştırmamıştır). Haşhaşiler Tapınak Şövalyeleri ile de ilişki kurmuşlardır. 1173’de Kudüs Kralı I.Amalric Haşhaşilerle bir işbirliğine gitmeyi denemiştir. Zira Kral Almalric’e Haşhaşilerin Şeyhinin Hıristiyanlığa dönme ihtimali bulunduğu söylenmiştir. Ancak Tapınakçılar Şeyh’in şüpheli din değiştirme söylentisine inanmamış ve bir grup tapınakçı Şeyh’in elçisini öldürmüştür(1166-1210). Bundan sonra Muhammed’in oğlu Celaleddin Hasan başa geçmiştir. Celaleddin babasının aksine halkına “şeriat hükümlerinin benimsenmesini” şart koşmuştur. Celaleddin’in annesi Sünni idi ve O’na  gönülden bağlıydı. Bu dönemde camiler ve hamamlar inşa edilmiş, ülkesini bir suikastçı yatağından çıkarmış, komşularıyla evliliğe dayalı ittifaklar kurmuştur. Ancak yine de Harzemşahlarla yaptığı ittifaklar sonucu bazı suikastlar yaptırmıştır. Moğol Hükümdarı Cengiz Han’ın doğudan yükselen yeni ve korku uyandırıcı gücünü ilk tanıyan ve bağlılıklarını bildiren Celaleddin olmuştur. Celaleddin’in takiyye yaptığı yolunda da yorumlar mevcuttur (1210-1221). Celaleddin’in ölümü sonrasında 9 yaşındaki oğlu Alaeddin Muhammed başa geçmiştir. Bir süre Alamut’un yönetimini Vezir yürütmüştür. Bu dönemde de Sünni dünyasıyla uyum siyasetine devam edilmiştir. İsmaililerin esas amacı olan yayılmak politikasını başarıyla uygulayarak inançlarının tohumlarını ileride tarikatın ana merkezi konumuna gelecek olan Hindistan’a taşımışlardır. İngiliz vakanüvis Matthew 1238’de, Haşhaşilerin Moğol istilasına karşı Fransızlar ve İngilizlerden yardım istediğini yazmıştır (1221-1255). Bundan sonra Rükneddin Hürşah başa geçer. Rükneddin Hürşah iktidarında babasının aksine Müslümanlarla iyi komşuluk ilişkileri kurmaya özen göstermiştir. Ayrıca, Rükneddin doğudan yükselen güçlü bir imparatorluk olan Moğollarla da dostluk kurmuş ve bu onun sonu olmuştur(1255-1257). 

Haşhaşilerin Sonu;
1218 yılında Doğu Asya’da ortaya çıkan Moğol İmparatoru Cengiz Han’ın orduları batıya doğru hücuma geçmiştir. 1258 yılında 500 yıl boyunca Sünni İslam’a öncülük etmiş Abbasi ailesinin saltanatına son vermiştir. Cengiz Han’ın torunu Hülagü 1256’daki İran seferinde öncelikle İsmailileri hedef almıştır. Hülagü Alamut Şeyhi Rükneddin’e haber göndererek “kendisinin suça bulaşmadığını, kalelerini silahsızlaştırıp, gelip şahsen kendisi biat ederse, Moğol ordularının topraklarına dokunmayacaklarını” taahhüt etmiştir. Son Alamut Şeyhi Rükneddin bunu kabul etmiş ve Moğolların himayesinde yaşamaya başlamıştır. 1256 Aralık ayının başında Alamut Kalesi Moğollar tarafından yakılıp yıkılır ve kale yerle bir edilir. Haşhaşilerin 100 civarında kalesinin birçoğu Moğolların eline geçmiş ve artık Rükneddin Moğolların elinde gereksiz hale gelmiştir. 1257 yılında Rükneddin müritleriyle birlikte dövülerek öldürülmüştür. Bundan sonra İsmaililer bir süre daha faaliyetlerine devam etmişler, öyle ki 1275 yılında Alamut’u kısa bir süreliğine geri almayı bile başarmışlardır. Bu tarihten sonra İsmaililer doğu İran’a ve Afganistan’a doğru giderek silik bir tarikat olarak varlığını sürdürmüşlerdir.  Rükneddin’in küçük oğlu babasının ölümü ile yerine imam olmuş, zaman içinde 19. yy'da içinden Ağa Hanların çıkacağı bir imamlar nesline öncülük etmiştir. Nihayetinde, Hasan Sabbah'ın da mensubu olduğu ve günümüze dek uzanan Nizarilik kolunun bugün dahi 50 bin dolayında takipçisi vardır. 
Son söz olarak, Bernard Lewıs'in Haşhaşilerin tarihteki rolüne ve öncülük ettikleri misyona ilişkin tespitleri konunun özünü yansıtmaktadır. Lewis'e göre:“Haşhaşilerin tarihte başka bir eşi bulunmamaktadır; o da, terörün politik bir silah olarak uzun vadede planlı ve sistematik bir şekilde kullanılmasıdır…Haşhaşiler için ilk teröristler diyebiliriz… Haşhaşiler devlet içinde devlettir… Bu oluşum bir mehdilik hareketi silsilesidir… Haşhaşiler takiye (olduğundan farklı görünme) öğretisinin bir uyarlaması olan gizlilik kaidesiyle hem güvenlik hem de dayanışmayı sağlamışlardır… Hasan Sabbah, örgütlenmesini dini ideoloji üzerine kurarak suikastçılarına ölümün eşiğinde dahi esin ve güç verebilmekteydi…Bu şekilde insanlık tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir adanmışlığı ortaya çıkarmıştır…Ancak, bu hareket nihai ve topyekün bir başarısızlığa uğramıştır. Mevcut düzeni yıkamamışlardır; en ufak bir şehri dahi ellerinde tutamamışlardır.” Haşhaşilerin belirgin özelliklerinden öne çıkanları bunlardır. 
Kaynakça;
1-)LEWIS, Bernard, Haşhaşiler İslam’da Radikal Bir Tarikat, Kapı Yayınları, İstanbul 2016.
2-)LEWIS, Bernard, Ortadoğu İki Bin Yıllık Ortadoğu Tarihi,Arkadaş Yayınevi, Ankara 2015.
3-)ROUX, Jean-Paul, Türklerin Tarihi, Kabalcı Yayınevi, İstanbul 2016.
4-)BARTOL, Vladimir, Fedailerin Kalesi Alamut, Koridor Yayıncılık, İstanbul 2012.
5-)CHALIAND, Gerard-BLIN, Arnaud, (Çev.Bülent Tanatar), Terörizmin Tarihi Antikçağdan IŞİD’e, Nora Kitap, İstanbul 2016.
6-)MARTIN, Sean, Tüm Gizemleriyle Tapınak Şövalyeleri, Kalkedon Yayıncılık, İstanbul 2009.

Erkan HACIFAZLIOĞLU: Rize’de doğdu. İlk, orta ve lise tahsilini Rize’de tamamladı.  1998 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü'nden mezun oldu. Aynı Üniversitede Siyaset Bilimi Anabilim Dalında yüksek Lisans yaparak “Siyaset Bilim Uzmanı” unvanını aldı. Yine aynı Üniversitede Yönetim Bilimi kürsüsünde doktora çalışmasında bulundu. Bakanlık Başmüfettişi olarak görev yapmaktadır.

 

 

 

 

erkan hacıfazlıoğlu haşhaşiler tarihteki ilk terörsitler
Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Özel güvenliklere 'uzun namlulu' silah izni
Özel güvenliklere 'uzun namlulu' silah izni
MHP Lideri Bahçeli'den bayram mesajı
MHP Lideri Bahçeli'den bayram mesajı